Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

Zülfü Livaneli

Tozlu yollarına düştüm de geldim Haramiler kesmiş suyun başını Yolların bacını verdim de geldim Bilmem kim silecek gözüm yaşını Kendime kastım Ali Dağlara küstüm Ali Dar günde dostum Ali Kınama hallerimi Bağlama dillerimi Açık et yollarımı Zalimin elinden kapına geldim Kan gölü içinde bunaldım kaldım Yetiş ya erenler canımdan oldum Bilmem kim saracak yaralarımı Kendime
Zara’dan düştük de tozlu yollara Süre süre bu ellere yetirdik Ben feleği yere çaldım sanırdım Kör talihi kambur gibi getirdik Kahpe felek bize etti oyunu Ben içmezdim buraların suyunu Yetmiş iki millet insan soyunu İşçi deyip bir hesaba yazdırdık Gözlerim sılanın yoluna bakar Deli gönül yalım yalım dert çeker Bir ucundan insan girer Mark çıkar
Bu bulanık anıyı anlatmak isterdim Ama silinmiş nerdeyse bir şey kalmamış Çok eskiden çok ta gençlik yıllarımdan Bu bulanık anıyı anlatmak isterdim Bir giysiydi sanki yaseminler Ağustostaydı ağustosta bir akşam Gözlerini hatırlıyorum biraz sanırım maviydiler Ah evet maviydiler mavi gökyakuttan
Duvarları kuşatın da Tutuklayın hepsini Ne böyle gurbet olsun Ne böyle ayrılıklar Kaldırın duvarları Yıkın gitsin hepsini Ne böyle zulüm olsun Ne de böyle şarkılar Duvarları devirin de Kül edin betonları Ne böyle sınır olsun Ne böyle düşmanlıklar Kaldırın duvarları Yıkın gitsin hepsini Ne böyle zulüm olsun Ne de böyle şarkılar
Durup dururken Bir deli rüzgar Savurur uzaklara Durup dururken Bir garip hüzün Abanır omuzuna Derken bir sevda Bir deli tutku Aşık olursun Durup dururken Nefret ederler Düşman çoğalır Yalan söylerler Durup dururken Şafak sökerken Alırlar seni Voltadasındır Durup dururken Davullar çalar Borular öter Bir dostun küser Durup dururken Sürgün olursun Yurdundan uzak Türkü söylersin Durup
Sisli bir kent puslu akşam Camlarına yaslanmada Odada sen bir başına Kaygılarla kuşatmada Söyle canım söyle bana Anlat nedir genç olmak Her akşam bu yalnızlıkta Öksüz bir kuş havalanır Kanat çırpar karanlıkta İnsanlardan yaralanır Söyle canım söyle bana Anlat nedir genç olmak Paylaşma bu yalnızlığı Düşlerinin hızı ile Türkülere dök içini Öyle binbir sızı ile
Susarlar Sesini Boğmak isterler Yarımdir Kırıktır Sırça Yüreğim Çığlık Çığlığa Yar Geceler Kardeşin Duymaz Eloğlu Duyar Çoğalır Engeller Yürür Gidersin Yüreğin Taşır Götürür Seni Nice Selden Sonra Kumdan Öteden Kardeşin Duymaz Eloğlu Duyar Yıkılma Bunları Gördüğün Zaman Umudu Kesipte incinme Sakın Aç Yüreğini Bir Merhabaya Kardeşin Duymaz Eloğlu Duyar
Yüce dağlar başında mı Zemherinin kışında mı Şu gönlümün bir umudu Gözlerimin yaşında mı Kırılsa da kanadımız Asiye çıksa adımız Duyan duysun bilen bilsin Böyledir bizim sevdamız
Topraktan mı sürmüş candan mı kopmuş Açar yediveren kan çiçekleri Türkü mü şiir mi ağıt mı yoksa Açar yediveren kan çiçekleri Bölük bölük olmuş çaylar dereler Hiçbiri denize varabilmezmiş Duvarın dibinde bir yaralı gül Gülleri solduran gülebilmezmiş Bu şehrin üstünü duman sis almış Tomurcuk çiçekler kana belenmiş Dağlar çiçek açmış usta dert açmış Umudun goncası
Bir insan ömrünü neye vermeli Harcanıp gidiyor ömür dediğin Yolda kalan da bir yürüyen de bir Harcanıp gidiyor ömür dediğin Yüreğim ürperir kapı çalınsa Esleyen yelimden hile sezerler Künyeler kazınır demir sandıkta Savrulup gidiyor ömür dediğin Dışı eli yakar içi de seni Sona eklenmeli sözün incesi Ayrılık gününü kör dereleri Bölünüp gidiyor nehir dediğin Bir
Bir çift güvercin havalansa Yanık yanık koksa karanfil Değil bu anılacak şey değil Apansız geliyor aklıma Sevdiğim çiçek adları gibi Sevdiğim sokak adları gibi Sevdiklerimin adları gibi Adınız geliyor aklıma Neredeyse gün doğacaktı Herkes gibi kalkacaktınız Belki daha uykunuz da vardı Geceniz geliyor aklıma Bir çift güvercin havalansa Yanık yanık koksa karanfil Değil bu unutulur
Mazmahor’dan öte giden yol uzun Yürü atım rahvan atım tez yürü Gece vakti Azrail’de kol uzun Yürü atım rahvan atım tez yürü Gün tükendi karşı dağın ardında Koca yürek bir tek kurşun derdinde Ölse gerek yiğit kendi yurdunda Yürü atım rahvan atım tez yürü Mazmahor’un beri yanı üç söğüt Su ılınır yaprak açar bir ağıt