Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

Ali Rıza Malkoç

Hızlı koşsam fidanlıklar kırılır Yavaş gitsem beni tembel sanırlar Hamarat görülen hemen yorulur İşgüzarı yüreğinden tanırlar Her sözün ve tavrın makamı vardır Ufku dar olana yorum da dardır Bir anlam veremez ona murdardır Fikirleri direğinden tanırlar Kavak ağacında olur mu meyva Armudun dalında yenir mi ayva Verdiğin nefesten kirlenir hava Meyveleri çorağından tanırlar Güneş saklanır
Yürür iken bu yollarda Takıldığım çok taş oldu Derman bitince kollarda Yüküm bana sırdaş oldu Bu da biter der geçersin Şerri görür de kaçarsın Başka bir kapı açarsın Tercihimiz gardaş oldu Kapılar nedense paslı Ardında engeli yaslı Göl bulanık hava puslu Ölçü bize yoldaş oldu Yangınımız çok derinde Ateş kavurur serinde Taşlar ağırdır yerinde Azim
Gönlüm gürültüye kanma İzi kalmalı yolunda Dünyayı gülistan sanma Tuzu olmalı balında Söyler isen gördüğünü Dinle önce sorduğunu Zorlaştırma kördüğümü Sözü bölmeli dilinde Nefis bu dünyayı ister Yokuşu görünce pes der Doyup da gideni göster Dozu bulmalı pulunda Veren ister sanatını Doğru yöne sür atını Zahirini batınını Özü dolmalı kulunda Bülbül misal daldan dala Konan
Biz taşlamamızda isim yazmayız Sana dokunduysa ben ne yapayım Biliriz edebi üslup bozmayız Yanlış okunduysa ben ne yapayım Söylerken sözümüz geçer mastardan Paltoya tapınca oldu astardan Öğüt açılınca hayadan ardan Bön bön bakındıysa ben ne yapayım Pervasız söyleyen kem söz işitir Tükürsen ıslanmaz gündem ısıtır Yenilir üzülür yine azıtır Hep dert yakındıysa ben ne yapayım
Görüntüsü insan aldatır bizi Adamlık ölçüp de dikilemiyor Gözümüz aynı göz yüzü ay yüzü Kalbine grafik çekilemiyor Belli ki dersini şeytandan almış İki ayaklıktan sınıfta kalmış Vicdanı harcamış hayale dalmış Yanmış odun tekrar yakılamıyor Nüfus cüzdanına şerh düşsen hakkı Kimsenin kimsede kalmasın hakkı Pusulası paslı tanımaz Hakk’ı Mevzuata uygun tıkılamıyor Adamlık borsası yok ki seçelim
Kuru pantolonla balık tutulmaz Göle su dökmekle ortak olunmaz Gurbette ölenin gözü kapanmaz Diken eken yalınayak yol almaz Ateş olmayan yerden duman çıkmaz Uzun yollar yürümekle aşınmaz Dereyi görmeden paça sıvanmaz Bir pire derdine yorgan yakılmaz Tren kaçmışsa garda beklenmez Güneş açmışsa üflemekle sönmez Acı patlıcana kırağı çalmaz Kasapa bakmakla usta olunmaz Dille düğümlenen dişle
Vicdan sızlar vicdan sızlar Beden yorgun vicdan sızlar Çirkef ruhtan çamur sızar Hep kin satar vicdansızlar Yara sızlar yara sızlar Gönül dargın yara sızlar Hain emel her dem azar Ruhsuz kabuk yarasızlar Kanat sızlar kanat sızlar Ayak kırık kanat sızlar Oturmuş da tuzak çözer Hep mahzundur kanatsızlar Ayak sızlar ayak sızlar Gözler mahmur ayak sızlar
Seviyorum desem ne dersin bana Bu kelime bin bir deryaya akar Nokta koyulmuyor sevdadan yana Heceler tutuşup mısrayı yakar Niyet şekil verir yoğrulur hamur Ziynet olur bize bu yolda çamur Kaç asıra döner kısacık ömür Gönülden gönüle koridor çıkar Yürekler hoplatır kaynatır sevgi Kanatlanmış sevda bekler mi övgü Karabulut çökse yıldırmaz şevki Duysa nahoş sözler
Yaratıcı nazarıyla bakınca Kainatta levha levha sanat var Kalpteki çıraya kibrit çakınca Göğe doğru pervaz etmiş kanat var Hece hece nokta nokta ve satır Şiirlere yansır kalmışsa ıtır Paslanmış ziyneti pazara görür Yürekle kafada artık kenet var Çınara musallat asma yaprağı Bir mevsimlik canla boylar toprağı Acı patlıcana neyler kırağı Her yokuşa azim ile inat
Barkodladım hatamı günahımı Merak etme seninkiyle karışmaz Önyargıyla almayasın ahımı Hayırla sarışan şerde yarışmaz Dün geçti bugünse sorma halimi Yarınlara kurdum ben hayalimi Sığdırdım içime koca alemi Yarla barışmayan yadla barışmaz Kavgaya sebep çok kırıp dökelim Bugün tamir edip yarın yıkalım Başaramaz bunu en gaddar zalim Hakk’tan gelen ferman asla buruşmaz Tomurcuklar açtı bak bahar
Bekara boşamak ne de kolaymış Üç haneli köye muhtar oldun mu Aleyhte konuşmak basit olaymış Beş tane davara saman böldün mü Kendi düşse ağlar sen düşsen güler İnsanlık o dur ki hep hayır diler Aynı yöne bakan ayrılık böler Kendi ailende birlik oldun mu İyi niyet ile yola çıkarsın Şom ağızlılara kulak tıkarsın Küçük bir
Aldırmayın taşlı yaslı yollara Teraziye vursan gül ağır gelir Semaya açılan mahzun ellere Kelam ile sorsan hal ağır gelir Gidip de dönülmez yaban ellere Hasretin türküsü düşer dillere Yanıp da tutuşan kor gönüllere Ateşi sorarsan kül ağır gelir Yazıp duruyoruz kime bilmece Karanlığı öldürür mü gülmece Gayesiz yaşantı ise bulmaca Meyveyi tartarsan dal ağır gelir
Canın oksijeni sevgidir sevgi Sunarsan yeter mi senede bir gün Limitli muhabbet yaralar şevki Anarsan yeter mi senede bir gün Hasılata engel olur haşerat Salat ile tama döner küsürat Dostlar meclisine her gün hasır at Yanarsan yeter mi senede bir gün Muhabbet bağında çiçekler çeşit Görünen manzara hayale eşit Dallar bülbül bekler kulak ver işit
Egemenlik ulusundur kayıtsız Millet ve Meclisi büyüktür büyük Dost düşman aşikar gerekmez kahin Pişmiş aşa su katanlar yüktür yük Çalışan millettir üreten millet Bu yara vahimdir süremez zillet Sülüklerin ömrü kısadır elbet Emer hazmedemez bayıktır bayık Asalaklar parazitler hazırcı Tahammülsüz kafa her zaman hırcı Yenik pehlivanlar kaosun burcu Minderi görünce cayıktır cayık Millete sevginiz yamyam
Koşarız zirveye hep talebeyiz Bin yıllık kültürün ustası yoktur Rahmet yüklü bulut hayra gebeyiz Doldurur cihanı bestesi yoktur Söz taşar kabından varır menzile Kimi kendin aşar kimi tenzile Hakikat aşkı bu yürür silsile Hep veren eldedir destesi yoktur Kırılsa kalemi yazar dil ile Her anı bezenmiş taze gül ile Dileyene varır bin bir yol ile
Sevda yeli değdi güle Fısıldandı güle güle Selzedeyim göz yaş ile Hatalar boyumu aştı Aynaya akseder içim Yağmur engelinde göçüm Söz dökülür sicim sicim Kıtalar boyumu aştı Sesim döner beni vurur Kalp çalışır beden durur Olmasın cüzdanda gurur Metalar boyumu aştı Hayaller varmazsa solar Yeni hülyalara dalar Oyun bizi naçar kılar Potalar boyumu aştı Melodimiz
Şeytan kıskandıran insanımız var Tatlı dil altında yılanlar gördüm İnsanlık mı gaye şöhret mi şan mı Şerrinden kaçınan yılanlar gördüm Genleriyle oynadılar sevginin Saltanatı sürer bin bir sövgünün Çaktırmadan yuttur modası günün Tek ayak üstünde yalanlar gördüm Ayrık otu barınmazdı bahçede Gönülsüz tek nakış olmaz bohçada Bazen cümlelerde bazen hecede Manayı kökünden yolanlar gördüm Dünyevi
Konkordato ilan olmaz aşığa İnanmış yürekler sonsuza gider Ne doğrarsan o bulaşır kaşığa Yaralanınca can kan sıza gider Görüntü bulanık bakış rafine Duygular mı sarmışız parafine Koca çınar sığar mı ki kefene Gün olur bu çığlık gamsıza gider Dört bir yandan çekiştirdik bütünü Değiştik buğdaya harman otunu Afetler kapıda onar çatını Patika yol bulur densize
Süte su katılınca bozuldu yoğurt tadı Terazide var hile ne yapsın aciz kadı Hüzün içinde gönlüm tüm maziyi taradı İstemem açmamış gül ne sararsın ne solsun Korkuluk-karga ortak eyvah yazıklar olsun Kaybedecek ne kaldı her şey vurgun zincire Tebessüm uçmuş yüzden dönmüş kuru incire Ateş çok suyu noksan dibi yanmış tencere Kilit mi var dilinde
Kimi kime edelim ki şikayet Bu kumaştan bu elbise çıkıyor İğne kayıp evde bodrumda arar Başa idam ipi kendi takıyor Düştüğü çukurdan çıkmalı erler Düşman topla değil içten yıkıyor Böyle miydi aldığımız öğütler Ciğer pareliyor yürek yakıyor Malkoç Ali yazar kalemi biter Bazen ümitlidir bazen tekliyor Menkıbeyle öğünmeyin yarenler Bu devir adanmış ruhlar bekliyor