Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

Alevi Türküleri

Alevi nefesleri ilmi ledünden günümüze kadarki devriyeyi, sırları anlatır. Bu bilgiler bilimseldir. Bu kadim yolun ululuğu akıl ve ilim üzerine kurulmuş olmasından gelir. Dünya kayıp iken bir yıldız doğdu Yedi kanadına şemaler vurdu Sağ ve solunda ay ve gün doğdu Dünyaya şule verip ısıtmadı mı İbdida bey dedi elifi yazdı Anın üzerine kuranı düzdü Fadime
Nice günün nice gecen dişlenmiş tırnaklanmış Nice günün nice gecen sevdaların yağmalanmış Nice günün nice gecen deşilmiş parçalanmış Karanlık hücrelerde paslanmış kancalarda kudurmuş pençelerde İşkencede kan içinde nice günün nice gecen Nice günün nice gecen Ey yoksul insan ey yoksulun yoldaşı Ey yoksulun yoldaşına sırdaş olan Ey anaların çığlığıyla ürperen Ey ürperenin kardeşi Ey yurtsuz
İki gardaş gördüm dost pazarında Bilmem elendi mi gardaş olurken Hey erenler gardaş kolay bulunmaz Gardaş bilindi mi gardaş olurken Gardaş güneş olur gardaş bir aydır Gardaşın okunda gardaş bir yaydır Bu bir meseledir gardaşa paydır Göğüs delindi mi gardaş olurken Mahzuni Şerif’im gardaş değildir Özü sözü vardır yoldaş değildir Özü çürük kaya bir taş
Ali ismi üzerinden yüzyıllarca süren islam asimilasyonu birçok Alevinin zihnini bulandırdı. Ali’nin Alevilikte nasıl algılandığı ve İslamdaki halife Ali karşılaştırmasına örnek bir nefes… SİZİN ALİ, BİZİM ALİ Bir Ali’niz var ki kendi Araptır, Bu sizin ise bizim Ali kimdir? Bir Ali’miz var, hem arş hem türaptır, Bu bizim ise sizin Ali kimdir? Bir Ali’niz var,
Sorsan Laik, Kemalist, Çağdaş ve Modern ama söylemine bakıyorsun buram buram Şia sevdası kokuyor… Evet LA Kitap sahibi Leyla Akgül pusuda bekleyip arada bir sahne alan ve misyonuna uygun şekilde algı yaratmaya çalışan ilginç bir karaktertir. Leyla Akgül ismi dumanlı ortamlarda sahne alan ve bunu yaparken de akla ziyan her argümanı kılıfına uydurarak sıralayan bir
Ben Şah’a gitmezdim inan erenler Azıcık gönlümde güman olsaydı Haşmetli görünür güzel viranlar Başında kar ile duman olsaydı Önünden kaçmadım derdin mihnetin Yanından geçmedim aklı cinnetin Hasretin çekerdim güzel cennetin Hayvan da girerdi çimen olsaydı Mahzuni Şerif’im böyle kıymetle Böyle hesap ile böyle ümitle Korkutup dururlar bir kıyametle Kurtulsaydık ahir zaman olsaydı
Ağladıkça bahar oldu dağların Toprağına küsme Ahmet geri gel Gurbet eller burdan güzel değildir Yaban elden esme Ahmet geri gel Gelemez misin dönemez misin Gözüm nice üzgünsün gülemez misin Kolay değil gurbet elin yarası Yoktur bizim ile onun arası Bu memleket ata dede mirası Hemen ümit kesme Ahmet geri gel Gelemez misin dönemez misin Gözüm
(Bu kısım kaynak kitapta aktarılmıyor) Geçmişlerin curcunası Ankara’m Burcuyun ufkunda uzaklara Bakarken hasların hası Ankara’m Seni çok denemiş Memluk Sultanı Oğuzun başbuğu Kırgız Hakanı Beyazıt’ın zehri bahtın tufanı Timürleng’in fırtınası Ankara’m Ahşap sarayların gizemli köşkün Nice beyler geçmiş keyfine düşkün Gözlemesi yağlı çöreği pişkin Derde derman tarhanası Ankara’m Kavganın döğüşün yahut barışın Ortasında dünyadaki yarışın
Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam Yersiz, yurtsuz cevher benim, hiçbir mekana sığmazam Hem sedefim hem inciyim, Sırat’tan da geçiciyim Bunca atlas kumaş ile ben bu dükkana sığmazam Gizli hazine benim işte, göz önünde olan da ben Maddenin cevheri benim, dağa, ummana sığmazam Can ile cihan benim, dünya ile zaman menem Ama ne
Garip garip duran yolcu Vardan mısın yoktan mısın Durmak bir şey ifa etmez Vardan mısın yoktan mısın Hakk’a giden Hakk’a gelir Hak’tan gelen Hakk’ı bilir Fazla susan suçlu olur Vardan mısın yoktan mısın Yok olanlar yerinir İşi tutmaya erinir Bizim pirimiz görünür Vardan mısın yoktan mısın Usandım koyun gütmeden Yüksek dağlara gitmeden Aklımdayken unutmadan Vardan
Ben yoruldum hayat gelme üstüme,Diz çöktüm dünyanın namert yüzüne,Gözümden gönlümden düşen düşene,Bu öksüz başıma göz dağı verme. Ben yanıldım hayat vurma yüzümeYol verdim sevdanın en delisine,O yüzden ömrümden giden gidene,Şu yalnız başımı eğdirme benim. Ben pişmanım hayat sorguya çekme,Dilersen infaz et kar etmez dilime,Sözlerim ağırdır dokunur kalbe,Şu suskun ağzımı açtırma benim.
”Alevi Dedesiyim” diye Kartvizit Dedecilik yapan Model-Dede Tahir Aslandaş geçtiğimiz günlerde ölen Faşistlerin Çalgıcısı Ozan Arifi, Alevi Ozanları Musa Eroğlu, Dertli Divani ve Ozan Emekçi’den 1000 kat değerli ilan etti. Alevi Dedesiyim diye boz gösteren Tahir Aslandaş geçtiğimiz günlerde Kanser hastalığı sonucu bedenende ölen Faşistlerin Çalgıcısı Ozan Arif’i öve öve bitiremeyen ve Başsağlığı dileyerek Alevi
Yaşadığımız coğrafyanın sosyal ve dini bir ritüeli olan “Kirve” “Kîriv” kelimelerinde olduğu gibi; “Abdest, Dar, Dar-ı Mansur, Dergâh, Derviş, Dem, Çerağ, Gülbeng, Cem, Camat, Mürşit, Pir, Rehber, Dem, Semah, Tevt, Şah-ı Merdan, Şir-i Yezdan, Hu, Tarık, Pençe-i Ali Aba, Ser Çeşme, Oruç, Ezan, Peygamber, Namaz “vs. gibi temel dini terimlerinin hiçbiri Türkçe değildir. Aynı şekilde
Sizin göçler bu illerden Gitti artık gelme deli deli Çadır yerinizde otlar Bitti artık gelme deli deli Bulunmaz kahrını çeken Bulunmaz yüzüne bakan Bülbül başka dalda mekan Tuttu artık gelme deli deli Berçenek uzun yazılar Orada rüzgar sızılar Mor koyunlar dört kuzular Gitti artık gelme deli deli Bulunmaz Mahzuni sesi Yoktur yalanda hevesi Son yolda
1- Varlıkta İkilik yoktur, birlik vardır. 2- Ölümü değil, canın ölmezliğini savunur. 3- Tanrıyı insanın ulaşılamayacağı bir güç olarak ötelemezler. 4- Tanrı-İnsan birliğine vurgu yaparlar (Bkz : Enel Hak (Ben Hakkım, Haktan Ayrı değilim) Not : Bu ifadeden kaynaklı Hallacı Mansur asılmış, Seyyid Nesiminin derisi yüzülmüştür. 5- Aleviliğin Alisi İmam Ali değildir. Pir Sultan Abdal’ın
Tarih genel olarak zor bir alan olarak bilinir. Bu kanı yersiz değildir. Tarihten söz edildiği her seferinde akla ilk gelen; can sıkıcı ezber, bir sürü söylemi zor ismin bilinmesi ve tarihlerin akılda tutulmasıdır. Bu kadarla kalmıyor zorluklar: Sabırla bu zorluğu aşsanız bile, bu sefer de karşınıza var olan kaynaklara ulaşma sorunu çıkar. Alevilerin tarihi açısından
Aleviliği yaşatan gerçek dedeler ve bu yolda yozlaşanlar: Şarlatan Baki Güngör ve fedaileri. 1990’lardan sonra Alevilikle ilgili bir takım yeni gelişmelerin olması, özellikle 2 Temmuz 1993’teki Sivas Toplu Can Kıyımı’ndan sonra bir patlama yaşayan Alevi Bektaşi örgütlülüğü, peş peşe yapımı gündeme gelen cemevleri, kamuoyunda özellikle basının etkisiyle Alevilik konusunun yoğun bir şekilde işlenmesi, anlatılması bu
Talip Özkan (1939, Yatağan – 27 Mayıs 2010, İzmir), Türk Halk Müziği sanatçısı. Lise yıllarındayken Acıpayam’da Muzaffer Sarısözen’le tanıştı. 1957’de yüksek öğrenimi için geldiği Ankara Radyosu’nda Yurttan Sesler Korosu programlarında yer aldı ve ardından sınavları kazanarak kadrolu sanatçı oldu. 1960 yılında İstanbul Radyosu’na geçiş yaptı. 20 yıla yakın TRT’de çalıştıktan sonra 1977’de Paris’e yerleşti. Paris
Âşık Ali İzzet Özkan, 1902 yılında ozanlar diyarı olarak bilinen Emlek Hüyük köyünde doğmuştur. Emlek her ne kadar Seme, Güldede, Karababa ve Beserek Dağları’nın yer aldığı bir coğrafi bölgenin adı olarak biliniyor ise de, asılolan, Şarkışla, Gemerek, Akdağmadeni ve Yıldızeli dörtgeninde yer alan kültürel bir yörenin adıdır. Bu yörede yaşayan tüm insanlar, aralarındaki coğrafi mesafe
Ülkemizde İslamiyet Diniyle Turan Dursun’dan sonra en keskin hesaplaşmayı yaşayan Saygıdeğer Aziz Nesin’i 2 Temmuz Pir Sultan Abdal etkinliklerine götüren, hiçbir Güvenlik önlemi alma ihtiyacı duymayan, onlarca insanımızı aynı Otele yerleştirip toplu bir Katliamın yaşanmasında azami Yetkisel sorumluluk bazında rolü olan Murtaza Demir şimdi Aziz Nesin’in düşmanlarının dili ve söylemleriyle Aleviler arasına nifak tohumları ekeceğini