Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

GÖKÇEN KORAY İLE SÖYLEŞİ

10 Nisan
12 kez okundu
GÖKÇEN KORAY İLE SÖYLEŞİ

Müzikle ilk tanışmanız nasıl gerçekleşti?

Yedi sekiz yaşlarında iken, ailem bana bir piyano aldı ve müzikle ilk tanışıklığım bu şekilde başladı. Sekiz yaşında iken, çocuk müzik okuluna alındım. İlköğretimim ile beraber müzik okulunu da okudum.

Örgün eğitiminizi, hangi okullardan aldınız?

İlköğretim, ortaokul ve lise eğitimimi, Kırcaali Devlet Lisesinde okudum. Yüksek lisans Eğitimini ise, Yüksek Sofya Devlet Akademisi, Konservatuarında tamamladım.

Hayat’a dair, olmazsa olmaz dediğiniz konular nelerdir?

Sağlık, çalışma, görev bilinci, kararlılık ve tabii ki, çok seslilik.

Müzik’te Çokseslilik, Avrupa’nın tekelinde midir ve öyle mi olmalıdır?

Çin, Uzakdoğu, Yeni Zelanda, Avustralya, Filipinlerin bir bölgesi tamamen Müslüman olan bir kısım.. Bu saydığım bölgeler çoksesli müzik yapmakta ve çokseslilik alanına, büyük yenilikler kazandırmaktadırlar. Çokseslilik kimsenin tekelinde değildir, dünya artık her tür müzikle uğraşmakta, kısıtlamaya gidilmemektedir, gidilmemelidir de.

Uzakdoğu milletleri, çoksesli müzikle ne derece ilgileniyor, bu konu hakkındaki düşünceleriniz?

Filipinlerin bir bölgesi tamamen Müslüman ama o kadar güzel çoksesli dini müzikleri var ki, aklınız durur. Son dünya sempozyumu Japonya’da, Kiyoto’ da yapıldı, 2005 yılının Temmuz ayının son haftası, orada bu insanlar müziklerini getirdiler ve Dünya otoritelerinin parmaklarını ısırttılar. İslam; çok sesli dini Filipinler ve Endonezya Müslüman ülkeler ve kendi müziklerini yaptılar.

İnsan sesinin eğitimde, yaş sınırlaması var mıdır?

Her insan, ses eğitimi alabilir. Eksiksiz sekiz yaştan seksen yaşa kadar. Çok kolaydır insan sesi eğitimi, gerek erkek sesi gerekse kadın sesi. Ancak bizim ülkemizde bu yapılmamaktadır ve zor olmadığını söylüyorum, yeter ki doğrular yapılsın.

Kız sesi ile Erkek sesinin teknik farklılıkları nelerdir?
Kız sesleri mutasyon geçirse de, ( on bir yaşından, on beş yaşına kadar oluyor ) kızların sesinde köklü değişim yok. Ama erkek seslerde bu böyle değil. Erkek sesleri, mutasyona kadar, ( on bir, on iki, on üç, on dört, on beş yaş grubuna giriyor ) temelli değişiktir. Mutasyondan önce erkek sesleri soprano, alto aynı kız sesleri gibi çıkar. Mutasyondan sonra tenor ve bas grubuna giriyor. Mutasyondan sonra erkek sesi, sıfır yaştan başlıyor. Bir insan sesinin tam oturması ise, yirmi dört yaşıyla otuz iki yaşı arasına geliyor.

Çocuk seslerinin çalıştırılması, sesi bozar mı?

Şunu vurgulamak istiyorum, çocuk seslerle çalışma konusunda, tarih boyunca da, günümüzde de hala yanlış bilgiler, bilgilendirmeler mevcuttur. Ben; İstanbul devlet senfoni orkestrası çoksesli çocuk korosunu kurduğumda, bu yanlış bilgilendirmeyle karşılaşırım diye bilhassa, üniversitelerin kulak burun boğaz profesörleriyle görüştüm ve onların desteğini aldım. Şöyle ki; bütün dünya Tıp Üniversitelerinde ve Enstitülerinde, çocuk seslerinin mutasyonunun, tehlikeli bir dönem olduğunu, zor bir dönem olduğunu ancak çocuk seslerinin, müzik yaparlarsa, bu dönemin çok sağlıklı atlatıldığını kanıtlamıştır ve ansiklopedilerde ve bilim kitaplarında yerini almıştır.

Çoksesli müzikte hangi sesin eğitimi daha güçtür?

Müzikte insan sesinin eğitimi, kolay olduğu kadar güçtür de..Kız sesleri erkek seslerine göre daha sorunsuzdur ama bu eksik bırakılmalı veya ikinci planda kalmalı demek asla değildir. Erkek sesi mutasyon aşamasını daha kademeli gerçekleştirdiğinden, üstünde durulması gerekir ama önem sırası bence yoktur, her iki ses grubu da, aynı derecede ilgi ve alaka ister. Bu konuda ayırım yapmak istemem, yapılmasını da yanlış bulurum.

Hangi eğitimciyi, öğrenim hayatınızda, kendinize örnek aldınız?

Benim dönemimde, okuduğum okulda çok saygı değer, müziği çok iyi bilen müzisyenler, sanatkârlar vardı. Her adımımda bütün hocalarımdan bazı noktalarını elbette örnek almış ve onlarla müziği öğrenmiş bulunuyorum. Fakat az önce de söylediğim gibi, isim vermek konusunda, tereddütlerim var. Mutlaka ki, her hocamdan, bir kelime bir müzik bilgisi, edinmişim, hayata dair bir şeyler kapmışımdır. Ben de ayırımları yoktur.

Klasik batı müziği bestekârları dünya üzerinde, sizce neden daha çok tanınıyor?

Yeryüzünde hep batı müziği öncelikli olarak görülüyor. Sanki orda bir öncelik varmış gibi bakılıyor. Hayır, ben böyle düşünmüyorum. Peki neden genel kanı ile bakılırsa, ön planda görülüyor? Çünkü onlar, her alanı ile müziklerini sağlam bir temele, sisteme oturtmuşlar ve ekolojiyi o kadar sağlama almışlar ki, yaptıkları her olayı, her müziği o kadar güzel tanıtmışlar ki, kendi insanlarına, kendi çevrelerine ve daha sonra bütün dünya’ya, sanki yeryüzünde o zaman yalnız kendi müzikleri varmış da, dünyanın başka yöresinde başka bir müzik yokmuş gibi bir havaya giriliyor. Bu çok yanlış.. Diğer milli müzikler, kendi müzikolojilerini, kendi sistemlerini, kendi müzik olaylarını, arz ve talebi rahat ve iyi yerleştiremedikleri için yeryüzünde böyle bir görünüm var. Aslında böyle bir şey bence söz konusu değildir.

Milli Marşımızın prozodi hatası içerdiği bilinir, sizce bu hata düzeltilmeli midir yoksa değiştirmeye gerek yok mudur?

Bu konu hem çok hassas, hem de çok ciddi bir konudur. Biliyorsunuz bütün dünya’da, devlet marşları kanunla kabul edilmiş marşlardır. Marşlar kanununa bağlı olduğu içinde değiştiremiyorsunuz güftesini de, bestesini de..Çünkü o telif hakkıdır ve her telif hakkında olduğu gibi, izinsiz değişim mümkün değildir. Ama bu demek değildir ki, o prozodi’yi düzgün olarak söyletemezsiniz dinletemezsiniz. Evet kabul ediyorum, müzik olarak çok zor, prozodi ve müziğin bağdaşması açısından çok zor ama bu demek değildir ki, bu yumuşatılamaz ve de söyletilemez. Bir şekilde, o kanunu yerine getirerek o istiklal marşı pekiyi, pek ala da yapılabilir kanısındayım.

Müzikoloji Bilimi hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Müzikoloji Bilimi, her ülkenin sahip olması gerektiği çok önemli bir bilim dalıdır. Her ülke, yapılmış olan, tarihsel değeri olan eserlerine kayıtsız kalmamalı bu eserleri yine bu bilim dalıyla ve müzikologlarıyla korumalı ve kayıt altına alabilmelidir. Bu eserler o milletin tarih boyunca neler yaptığının, nelerle uğraştığının açık bir kanıtıdır. Büyük değerlerdir, unutulmaması, kaderine terk edilmemesi gerekir.

Etnomüzikoloji hakkındaki fikirleriniz nelerdir?

Bu konuda çok heyecanlıyım. Etnomüzikoloji bizim temelimiz demektir. Etnomüzikoloji, esas müziğin temelidir. Bunu her bir müzisyenin çok yakından bilmesi ve tanıması lazımdır. Bunu tanıdığımız müddetçe çok sağlam temele oturmuşuzdur. Ben müziği klasik müzik, çoksesli müzik gibi tanımlarla ayırmamaya çalışıyorum çünkü bu ayırımlar bize hiçbir şey kazandırmıyor. Her müziğin dinleyicisi vardır, kendi seveni vardır lütfen birbirimize, senin müziğin benim müziğim bizim müziğimiz demeyelim. Bunu çok çok ayıplıyorum çünkü müziğin temeli vardır ve Etnomüzikoloji’ de bunun başında gelir.

Türk beşlilerinden, Ahmet Adnan SAYGUN ‘un koro için yazılmış eserlerini beğeniyor musunuz, sizce nasıl bir bestekârdır?

Dünya müzik tarihine en güzel eserleri bırakmış insanlar olarak görüyorum her birini. Özellikle koral müzik konusunda.. Ne zaman ki, çalıştırdığım korolarla yurt dışına gittik, yarışmalara katıldık, seyircilerden ( dört beş bin kişi ) Yugoslavya’da hep bir ağızdan alkışlar ve beğeniler aldık, keza Almanya Mirtenberg koro yarışmasına gittik aynı tavırla karşılaştık. Çok beğenildi, bizim çoksesli müzik haline getirdiğimiz, halk türkülerimiz ve beşlilerin özgün eserleri. Avrupa korolarına, Türk olmayan insanlara söylettiğim, beşlilerin eserleri, koro üyeleri tarafından da çok çok beğeni toplamış, onlarda, şaşkınlık yaratmıştır.

Şunu vurgulamak istiyorum, Ahmet Adnan SAYGUN, yazısında mükemmel bir kompozitör’dür. Otoriteler, onun partisyonlarını ellerimden almışlar ve her bir eserin mükemmelin üstünde olduğunu vurgulamışlardır.

Türk halkının, yabancısı olduğu batı müziğine bakış açısında, bazı müzisyenlere göre, ‘ Bir zorunluluk hali ile kabullenme’ şeklinde gelişme gösterdiği söylenir. Sizce bu, doğru mudur?

Türk halkı çok dinamiktir ve çok zekidir her şeyden önce. Bugün Türk halkının eğer evinde buzdolabı, televizyon varsa birçok insanın altında Mercedes marka araba varsa teknolojiden yararlanıyorsa hala daha inekle sabanla mı toprağı kazıcaktır veya traktör’ümü kullanacaktır. Ben aynı şeyi müziğe yoruyorum. Çoksesli müzik, çok zor bir müzik türüdür. Arkamızda çok büyük, muazzam bir geleneğimiz var yeniyi kabul etmek, zoru kabul etmek çok zordur. Zaman ister, oturmak ister. Bu; Avrupa’ da, Dünya’da ancak ve ancak beş yüz senede altı yüz sene de oturmuştur. XI. XII. Asırda başlamıştır ve tüm halka mal olmuş mudur batı dünyasında? Hayır, mal olmamıştır. O zaman lütfen şöyle düşünmeyelim, ‘ Bütün halk yetmiş iki milyon çoksesli müziği sevecektir’ yoktur böyle bir şey, bunu bekleyemeyiz, öyle bir şey olamaz da. Ama eğer siz insanları eğitirseniz bu zoru başarırsanız, seyirci ve dinleyici bulursunuz.

TRT İstanbul Çoksesli Gençlik korosu koristlerini, kurulduğu zaman ila şuan aktif olan koristler arasında, bir kıyaslamaya gidersek, size göre ne gibi farklılıklar çıkar?

TRT İstanbul Çoksesli Gençlik korosu kurulduğunda bana dediler ki, ‘ Bizim gençlerimiz,çoksesli müzik yapamazlar, yapmazlar sevmezler’.. Hayır. Bugün görüyorum ki, seksen üçte bir eseri, beş provada, her prova dört saatten yirmi saatte hazırladıysam şimdi aynı eseri, bugün ki gençlerle, iki provada, altı saatte çıkarıyorum. Bu neyi gösteriyor, bizim insanımız ve ülkemizde bir gelişme vardır, bir potansiyel vardır. Çoksesli müziği öğrendikten sonra onu daha kolay benimsiyor ve o müzik onun kendi doğası oluyor.

Yurt dışında ki temsil veya yarışmalara, ülkemizin eserleri ile mi gitmeyi tercih ettiniz veya başka eserler öne çıktı mı?

Ben yurt dışında ki konserlerimizde, yönetmiş olduğum korolarda özellikle ülkemin eserlerini yapmayı ve sergilemeyi uygun buluyorum ve böyle de yapıyorum. Bir milletin kendi kökleriyle, benliğiyle çokseslilik çatısı altında, kendini ifade etmesinden, kültür alış verişinden yana bir düşünce içerisindeyim. Yani başka bir ülkeye gittiğimde, ‘ Bahçıvana salata satmanın ne anlamı vardır’ ki, onun eserini ona sunayım. Bu konuda çok çabalarım vardır, kendi eserlerimiz her zaman ön planda olmalıdır.

Dünya çapında, beğendiğiniz örnek göstereceğiniz korolar var mıdır, hangileridir?

Dünya’da, koro faaliyeti o kadar gelişmiş ki, bir koro örneği veremeyeceğim. Bundan on sene önce, on beş sene önceye kadar, Avrupa’da koro faaliyetleri, İskandinav ülkelerinde, ön plandaydı. Ben onlarla çalıştım, Finlandiya koroları İsveç koroları. Orada çok büyük bir hoca vardır Eric ERICSSON diye, bugün bir çok koro şefinin hocasıdır. Çok ön planda bir insandır. Koral faaliyetin, koral müziğin babası olarak gösterilmiştir. Nedendir bu? Çünkü geleneksel müziği bugün etnomüzikoloji dediğimiz müziği ön plana çıkarmış estetik olarak çok yüksek yerlere getirmiş ve koral müziğin önemini vurgulamıştır.

Hangi ülkelerin koral müzik açısından, dünya çapında önde olduğu söylenebilir?

Bugünün dünyasında, başta Amerika, yerel müziğini çok iyi işlemiş olan Japonya ve Çin koral müzik konusunda başı çekmektedirler. Ve her ülke’nin de, kendi koroları ve çalışmaları bulunmaktadır. Bu iş, bir sistem doğrultusunda yapılmalı ve gelişmelidir.

Dünya çapında yapılan veya bir çok ülkenin katıldığı yarışma tarzı organizasyonlarda, ülke halklarının, bizim müziğimize yaklaşımları ve bakış açıları ne yönde oldu?

Halklar o kadar kolay birbirleriyle kaynaşıyor ki, bu inanılmaz bir şey.. Bakın insanlar arasında düşmanlık yok, düşmanlığı başka bir takım etkenler çıkarıyor ve bunlara girmek ne haddimdir ne konumdur. Benim zaten konum vardır ve oldukçada geniştir. Bildiğim tek şey, halklar arasında düşmanlığın olmadığıdır.

Tek sesli Türk müziği, çoksesli eserler verirken sizce eksik kalıyor mu?

Ben Türk müziğinin, çok yüksek bir kültür ve ahenge sahip olduğuna inanıyorum. Çokseslilik, yalnız Türk müziğinde değil, her müzikte rahatlıkla yapılabilir. Gerekli olan, doğru teknik ve eğitimle müziğe yaklaşmak, insanlara doğruyu öğretebilmektir. Bu yalnız müzik değil, her alanda böyle yapılmalıdır. Müziğimizin, çokseslilik alanında, eksik olduğunu değil, aksine doğru uygulamalar ve eğitimle kendi zenginliğimizi dünyaya gösterebileceğimizi ve bu yolla müziğimizi daha iyi tanımalarını sağlayacağımızı düşünüyorum.

Sizce amatör bir koronun üyeleri, ortalama ne kadar sürede, ciddi bir kuruluşla konser verecek seviyeye ulaşır?

Bu konu, içinde birçok öğeyi barındıran hassas bir konudur. Öncelikle, o ülke insanını çoksesli müzikle tanışıklığının ne kadar süre önce gerçekleştiği, korist adaylarının çok sesliliği ne kadar istediği ve benimsediği önemlidir. Koristlerin müzik kulak seviyeleri, birbirleriyle uyumları, müziği sevmeleri ve tabii ki, maddi manevi olanaklar bu müziğin gerçekleşmesinde, büyük etkenlerdir. Ülkemizde çokseslilik devlet kurumlarınca desteklenmekte fakat sivil kuruluşların da, desteği gerekmektedir. Zaman bazında, bir fikir vermek bu konu da güçtür. Ama ortalama asgari bir seneyi beraber geçirmekte, fayda görürüm.

Evrensel müzik sizce nedir, nasıl olmalıdır?

Dünya üzerinde her milletin, kavmin kendine has bir müzik anlayışı vardır. Bu anlayış biçimi, o milletin kendini ifadesidir. Bu da demek oluyor ki, müzikte çeşitlilik, farklı kültürlerin ortaya konması, insan kültürünün ne derece geniş olduğunu, bakış açılarını görmemizi, farklı milletlerle kaynaşmamızı sağlayan bir özelliktir. Önemli olan onu iyi işleyip, paylaşabilmek geliştirebilmek ve tabii ki yaşatmaktır. Müziğin evrenselliği, özünde olduğu gibi, insanları kamplara ayırmak değil, birleştirmekten geçer. Müzik bu seviyede dünya üzerinde, çok önemli bir birleştirici öğe olma niteliği taşımaktadır. Onu geliştirmeli ve daha iyi öğrenip daha geniş kitlelere yaymalıdır.

Sizce, son yıllarda popüler müzik alanında, ülkemizin müzisyenleri dünya çapında bir ivme kazanmış mıdır?

Öncelikle müzik, bence bir bütündür. Ben müziği, alanlara kalıplara sığdırmak yanlısı değilim. Müzisyenlerimizin, doğru teknik ve dünya ile aynı frekans içerisinde müzik anlayışına ulaşmaları neticesinde, daha geniş kitlelerde yer bulduklarını, yani daha iyi anlaşılabildiklerini düşünüyorum. Müziğin her zaman, doğru kullanılması neticesinde, etkilerine ve toplumların birleşmeleri, küresel anlayışın öncüsü olabileceğini düşünüyorum. Bu bakış açısıyla müziğimiz son yıllarda, daha iyi bir teknik düzeye ulaşmıştır diyebilirim. Ama bu daha önceden bizim müziğimiz kötüydü anlamında düşünülmemelidir. Türk müziği, yüzyıllara kök salmış, büyük bir kültürün müziğidir. Onu iyi eğitimle işlemeli ve dünya’ya iyi tanıtmalıyız.

TRT Çoksesli Gençlik Korosu ile en son nerede konser verdiniz?

En son, Atatürk Kültür Merkezinde, ( İstanbul ) Alexander MARKOF ile yine onun eseri olan, ‘Rock Konçerto’ sunu seslendirdik. MARKOW, birçok ülke’de Rusya’da, İsrail’de bu konçerto’yu çeşitli korolarla seslendirmiş. Konser bitiminde, benimle görüşen besteci, konserden çok iyi bir sonuç aldığını, mümkün olursa, Gençlik korosu ile tekrar çalışmak istediğini söyledi ve ‘Bu kadar iyi bir koro ile karşılaşacağımı ummuyordum, sizinle ve koro ile tekrar çalışmak isterim’ şeklinde ki düşüncelerini, koronun önünde bir kez daha tekrarladı. Görülüyor ki, iyi çalışmanın sonucu dünyanın her yerinde, olumlu sonuçlar vermektedir. Bu başarı, gençlik korosunun iyi çalışması ile gençlerin müzik aşkı ile doğrudan ilintilidir.

Şu anda, hangi kuruluşlarda görev yapmaktasınız?

Halen aktif olarak, ‘Amerikan Koral Şefler Birliği’nde üyeyim ve burada çalışmaktayım. Ayrıca, Haliç Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde, Koro Şefliği ve Yönetimi ile ilgili derslere giriyorum. TRT Çoksesli Gençlik Koro’sunda da, Koro Şefliği görevime aktif olarak devam etmekteyim.

Müzik ile tanışmamış olsaydınız, ne gibi bir meslek ile hayatınızı kazanma yoluna giderdiniz?

Müzik ve özelliklede çoksesli müzik, benim için hayatımın en önemli olgularından biri hatta en başında gelen olgu. Bu yüzden bir kere daha değil tekrar tekrar da gelsem, çokseslilik ve müzik hayatımda daimi olarak yerini tekrar alacaktır. Müziksiz bir yaşam benim için çok zor ve anlamsız olur.

(yazan Burak Bayraktar-23,06,2006)

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorum Yap

Bu konuya henüz bir yorum yapılmadı.