Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

Malatya Arguvan Türkülerinde Alevi Ozanlarından Etkilenmeler

12 Aralık
Malatya Arguvan Türkülerinde Alevi Ozanlarından Etkilenmeler için yorumlar kapalı
4 kez okundu
Malatya Arguvan Türkülerinde Alevi Ozanlarından Etkilenmeler

Bu bölümde Arguvan türkülerinin Hak ve halk aşıklarından nasıl etkilendiklerini inceleyeceğiz. Arguvan bölgesinde Hak aşıklarının deyişleri yoğun bir şekilde çalınıp söylenmektedir. Ancak Arguvan türkülerinde Hak aşıklarından etkilenme azdır. Bunda, Hak aşıklarının, Arguvan türkülerinin konularıyla yani, sevda, gurbet, hasret, doğa gibi konularla daha az ilgilenmelerinin olduğu gibi, halkın deyişlere saygısından dolayı deyişlerin taklit ya da benzetmelerine itibar etmemesinin de etkisi vardır.

Ancak son yıllarda deyişlerden benzetmeler yapılarak anonim türküymüş gibi söylenen türküler çıkmaya başlamıştır.

Bulabildiklerim şunlardır:

Derviş Muhammed’in bir şiirinde :

“Hangi dağı gördüm karsız dumansız
Yandım ateşine aht-ı amansız
İkrarından dönen dinsiz imansız
Benim gönlüm sana düştü nedeyim”

Şu şekilde değiştirilmiştir:

“Acep bir dağ var mı başı dumansız
Bir aşka düşmüşüm vakit zamansız
Yandım ateşine dinsiz imansız
Sular gibi çağlar çağlar yanarım”

Aşıki’nin BAHTILI deyişi, şu şekilde değişmiştir:

AŞIKİ’ NİN DEYİŞİ TÜRKÜ HALİ

Mah yüzünde çifte çifte halları Yollanmış gediyi bir telli gelin
Ona aşık olan canı bahtılı Gelin gideceğin yolu bahtılı
Dal gerdana yakışmıştır kolları Taramış zülfünü tel tel eylemiş
Mevlam hub yaratmış seni bahtılı Gelin çimeceğin gölü bahtılı

Kirpikleri oktur ay kaşı keman Kirpikleri ohtur kaşlar yay keman
Ben seni severim yok bende güman Yar seni severim etmiyen güman
Aşıkını bulup çağır elaman Seherde salınıp gezdiğin zaman
İhsanın olursa anı bahtılı Gelin gohladığın gülü bahtılı

Aşıkının arzumanı gözünde Şeker olam dodağında dilinde
Irakıplar yol azdırır izinde Arı olam çiçeğinde gülünde
Çığrışır çığrışır hava yüzünde Erefe gecesi bayram gününde
Avazın dertlidir seni bahtılı Boynuna dolanan kolu bahtılı

AŞIK HÜSEYİN GÜRSOY’un ( Sivaslı 1942 yılında ölmüş) bir şiir’inden bazı bölümleri ve benzetmeler Arguvanda söylene gelmektedir. Bazı kaynaklarda bu şiiri 16.yy.da yaşamış Kul Hüseyin adına yazılmıştır.

AŞIK HÜSEYİN’İN DEYİŞİ ARGUVANDA SÖYLENEN HALİ

Ne haldeyim ela gözün süzenler Ne haldayım kara gözlüm ne halda
Nolur suna boylum gör beni beni N’olur suna boylum gör beni beni
Eşinden ayrlıp yaslı gezenler Eşimden ayrıldım yastadır başım
Her sabah her akşam der beni beni Bazı hatırla da sor beni beni

Konuşursan sohbet olam dil olam Değmen baaki yanam yanam kül olam
Değmen bana yanam yanam kül olam Sen efendi ben gapına gul olam
Sevdiğim bahçende açan gül olam Sen bahçevan ben bahçende gül olam
Uzat ağ ellerin der beni beni İncitme de usul usul dör beni

İnsan kısım kısım yer damar damar İnsan kısım kısım yer damar damar
Kaşlar lam elif yüz şems-ü kamer Kaşların hilaldır yüzleri kamer
Güzelim beline olayım kemer İnce bel üstüne on ayrı kemer
Yakışır sevdiğim sar beni beni Yakışır sevdiğim sar beni beni

Gözüm görmez oldu kanlı yaşlardan Aynı şekilde söylenmektedir.
Hayal mayal yatamıyım düşlerden Aynı
Sevdiğim üstünde uçan kuşlardan Aynı
Her seher vaktinde sor beni beni Bazı el salla da sor beni beni

Der Hüseynim üstadımı bulayım Bu dörtlük 2. dörtlük ile birleştirilmiştir.
Değmen bana yana yana öleyim
Sevdiğim kapında köle olayım
Müşteri bulursan ver beni beni

Aşık Hüseyin’in bu güzel şiiri’nin benzetmelerine başka yörelerde de rastlanmaktadır.

ESİRİ BABA (1843-1913)‘nın sazına yazdığı deyişinden bir dörtlüğüne benzetme yapılmıştır.

ESİRİ BABANIN DEYİŞİ BENZETME

Fırgatlı fırgatlı ne inilersin
Sarı turnam sinen parelendi mi
Niçin el değmeden de sen inilersin
Sarı turnam sinen parelendi mi

Baş perdeden çalınıyor bağlama Baş perdeden çalınıyı bağlama
Esip fırgatınan sinem dağlama Hançer vurup şu sinemi dağlama
Sazım ustasını bulam ağlama Yad eller terkiği vurursa vursun
Sarı turnam sinen parelendimi Ben senin terkiği vurmam ağlama

Niçin yas tutarsın giydin kareler
Bu dert benim ciğerimi pareler
Esiri der nedir derde çareler
Sarı turnam sinen parelendi mi

AŞIK VELİ 19.yy Hak aşıklarındandır. Aşağıdaki deyişi Arguvan’da değişikliğe uğrayarak yıllardır halk türküsü gibi söylenmiştir. Mahlasının geçtiği dörtlük pek bilinmemektedir.

AŞIK VELİ’NİN DEYİŞİ ARGUVANDA SÖYLENEN ŞEKLİ

Çeke çeke bu dert beni öldürür Çeke çeke ben bu dertden ölürüm
Gönül nazlısını bulana kadar Gönül kararını bulana kadar
Adam vazmı geçer sevdiği yardan Adam vaz mı geçer sevdiği yardan
Yanar ateşlere ölene kadar Yanar ataşına ölene kadar

Gözüm yaşı name saldım gel şimdi Gözüm yaşı name saldım gel şindi
Eğer tabibisen yaram bil şimdi Eğer tabibisen yaram sar şindi
Ferhat gibi Şirin yarı bul şimdi Demir çarıh giydim o da delindi
Ararım yarımı bulana kadar Arayıp o yarı bulana kadar

Gözüm yaşı name saldım götürür Gözüm yaşı umman bahri götürür
Derdime bir hazır tabip getirir Bir derdim var bin hastaya yetirir
Yarım küsmüş melül mahzun oturur Nazlı yar karşımda mahzun oturur
Ölmem yar karşımda gülene kadar Duram yar karşımda gülene kadar

Veli’m eydür nerde benim vatanım Mahlasın geçtiği dörtlük söylenmemekte
Tükendi takatım yoktur mecalım ancak son iki dize değişik şekillerde
Azrail gelmiş de istiyor canım kullanılmaktadır.(sayfa )
Alma yar karşıma gelene kadar

EMRAH KEREM

Felek beni bağa bağban eyledi Felek beni bağa bağban eyledi
Bağban ağlar bahçe ağlar bağ ağlar Susem ağlar sümbül ağlar gül ağlar
Akmaz oldu dost bağına bu sular Dost bağına akmaz oldu bu sular
Dere ağlar göller ağlar su ağlar Bağcı ağlar bağı ağlar dil ağlar

Bayram gelsin kına yakam destime Yarim bulsam kına yaksam eline
Haber edin yarenime dostuma Alıp gitsem vatanına eline
Gören desin naçarımı Selbime N’ola bir dem sarılaydım beline
Dostlar ağlar gören ağlar el ağlar Kemer ağlar kaftan ağlar bel ağlar

Ördek oldum düştüm gölden göllere Terkeyledim vatanımı elimi
Ceylan oldum düştüm çölden çöllere Elimden aldırdım gonca gülümü
Dertli Emrah düşmüş gurbet ellere Gurbet ele saldım bende yolumu
Gelen ağlar giden ağlar yol ağlar Sıla ağlar vatan ağlar el ağlar

Ördek gibi gezdim gölden göllere

Ceylan gibi gezdim çölden çöllere

Kerem eder düştüm türlü yollara

Gelen ağlar giden ağlar yol ağlar

Ercişli Emrah’ın ve Kerem’in birer benzetmesi. Bu türkülerden etkilenerek ve Hamdullah Çelebi’nin (Hasreti) bir deyişine benzetme yapılarak Arguvan’da bir türkü söylenmektedir. Mahlası da Emrah’a aittir.

HASRETİ (1767-1836) ARGUVANDA EMRAH

Ben derdimi yansam melek abana Ben derdimi döksem gülşen bağına
Bülbül feryad eder gül ağlar bana Bülbül figan eder gül ağlar bana
Başım alıp gitsem ilden illere Başım alıp gitsem mecnun dağına
Hemdertler ah eder çöl ağlar bana Eş dost şeyle dursun el ağlar bana

Bu derde düşeli gülmedim bir dem Geleli dünyaya görmedim bir dem
Bunca yıl yaşadım bitmedi elem Göz yaşı döküp de ağlarım her dem
Bu aşkın elinden seyyah-ı alem Aşk elinden olsam seyyah-ı alem
Yaran kara bağlar el ağlar bana Dağlar dereler de yol ağlar bana

Hasireti de der ki görsen halimi Görür Emrahın da dertli halini
Kemana dönderdi kaddi dalimi Kemana döndermiş bükmüş belini
Ah bir yol sorsanız arzuhalimi Yara sunmuş olsam arzuhalimi
Şahlar rahme gelir yol ağlar bana Şahlar himmet eyler kul ağlar bana

Değerlendirmeye, yorumlamaya, tartışmaya değer bir türkü. Ya orjinal türkü Emrah’ın, Hasreti bir benzetme yaptı; ya da Hasreti’nin deyişine Arguvan’lı bir benzetme yaparak Emrah’a yakıştırdı, mahlasını koydu…

Yine bu türkünün bir kıtası, Seyrani’ nin bir türküsünün bir kıtasıyla karıştırılarak da söylenmektedir. Seyraninin türküsü şöyledir:

EVEREKLİ SEYRANİ (1807-1866) ARGUVAN TÜRKÜSÜ

Aşkın arısına düşürme telaş Sabahtan uğradım gülşen bağına
İsterisen benden bal kara gözlüm Bülbül ah vah eder gül ağlar bana
Muhabbet istersen semtimde dolaş Başım alıp gidem mecnun dağına
İstemezsen gamda kal kara gözlüm Eyup ah vah eder el ağlar bana

Er gerektir erin kadrin bilmeye Göllerde yüzerken ördekler kazlar
Aşık gerek maşuk gülün dermeye Hatırıma düşsen yüreğim sızlar
Mevla kul keyfince meyve vermeye Seven seveninin yolunu gözler
Kadir yaratmaya dal kara gözlüm Vazgeç bu gurbetten gel kara gözlüm

Göllerde yüzerken ördekler kazlar
Hatırıma düşsen yüreğim sızlar
Aşuk maşuğunun yolunu gözler
Vazgeç bu sevdadan gel kara gözlüm

Yükseklerde taşkın esme yel gibi
Bulandırma Seyrani’yi sel gibi
Haddeden çekilmiş demir tel gibi
Çek beni bağrına çal kara gözlüm

KARACOĞLAN ERCİŞLİ EMRAH

O ki ötekinden güzel Annacımda gelen güzel
Dön Muhammedi seversen Dur Muhammedi seversen
Seni bana küskün derler Seni bana dargın derler
Gel Muhammedi seversen Gel muhammedi seversen

Huyu melekten yukarı Eviniz bizden aşağı
Kendisi kızlar sultanı Beline kirman kuşağı
Ağzında lebi şekeri İkimize bir döşeği
Ez Muhammedi seversen Ser Muhammedi seversen

Belinde hama (e) kuşağı Eviniz bizden dolayı
Saçağı sarkmış aşağı Kaldır yürekden yarayı
İkimize yün döşeği Alnındaki al valayı
Ser Muhammedi seversen Çöz Muhammedi seversen

Karacoğlan diyor posttan Aşık Emrah söyler dosta
Armağan geliyor dosttan Ben derdinden oldum hasta
Bir kol alttan bir kol üstten Bir kol alttan bir kol üstten
Sar Muhammedi seversen Sar Muhammedi seversen

Karacoğlan ve Emrah’ın bu iki güzel benzetme türküsü Arguvan’da harmanlanmış, seçilmiş, hasıllanmış şu hale getirilmiştir:

Yoncalıkta giden güzel
Dur Muhammedi seversen
Bir gün olsun hatırımı
Sor Muhammedi seversen

Evleri yoldan aşşağı
Beline bağlar kuşağı
İkimize bir döşşeği
Ser Muhammedi seversen

Evleri de evden üste
Yarda haste bende haste
Bir kol alttan bir kol üste
Sar Muhammedi seversen

Türkünün dörtlükleri mani şeklinde söylenen türkülerde de kullanılmış eklemeler yapılmıştır.Evleri ile başlayan dörtlükler zaten uygundur.İlk dörtlüğün karşılığına da şu söylenir:

“Yoncalıkta giden güzel
Gede gede kavuşuyu
Beni vuran cendermeler
Orgun orgun savuşuyu”

KARAC’OĞLAN –DEN -DAN ZİYADE
Dört kitaptan başlayalım elife
Bir isim yazılmış daldan ziyade
İbrişim saçında eğmeli zülüf
Sırmalar karışmış telden ziyade

Eğdirme kaşını bakmam yüzüne
Ben gibi ataşlar düşsün özüne
Yemesem içmesem baksam yüzüne
Şekerden kaymakdan baldan ziyade

Kaşların göz ile eyliyor cengi
Söyleşir yavrular koç yiğit dengi
Çiçekte meyvede yoktur menendi
Laleden kırmızı gülden ziyade

Aşık da aşığı zor ile yıkmaz
Ölse de aşığın hiç sırrı çıkmaz
Benim gönlüm olur olmaza akmaz
Akıttın gönlümü selden ziyade

Karac’oğlan der ki yurdun tazele
Gönül bir çift şahin konmuş gazele
Çirkin bana kurban ben de güzele
Can sever güzeli maldan ziyade

KARAC’OĞLAN

Yaz gelip de beş ayları doğunca Huri-melek misin gök den mi indin
Çiçekler açılır gülden ziyade Ben melek görmedim senden ziyade
Ben eski yarimden ayrı düşünce Eski sevdiğimden vazgeldimise
Şimdi birin sevdim ondan ziyade Yenide sevdiğim ondan ziyade

Bir kuşak kuşanmış saçağı dizde Kara bağrım ezdin ne salınırsın
Arzumanım kaldı böyle bir kızda Cevahir pas tutmaz ne silinirsin
Yarısı gerdanda yarısı yüzde Baktıkca gözüme hoş görünürsün
Sayılmaz benleri binden ziyade Bugün güzelliğin dünden ziyade

Selam versen selamını alırım Dedi gitme gitme ben de varayım
El bağlarım divanında dururum Dedi gel yanıma kadan alayım
Akıbeti yar yoluna ölürüm Güzel benlerine sarraf olayım
Armağanım yoktur candan ziyade Sayalım benleri binden ziyade

Karacoğlan der ki ne salınırsın Karacoğlan der ki sözün iline
Cevahir pas tutmaz ne silinirsin Çok bekledim yar gelmedi yanıma
Ey kız gözüme huri görünürsün Bir canım var feda olsun yoluna
Atan sevmez seni benden ziyade Daha ne istersin candan ziyade

Ziyade ayağı Arguvanda “ gökdeki yıldız” türküsünün bir kıtasında kullanılmıştır:

“Gökdeki yıldızın biri piyade
Bu gün derdim hergünkünden ziyade
Gel sevdiğim derdimizi bölüşek
Görek hangimizin derdi ziyade”

Karac’oğlanın bu türkülerine bir de benzetme vardır:

ZİYADA

Ayın altındakı yıldız piyada
Bu yıl derdim bıldırkından zıyada
Göğdeki yıldızın sayısı’molur
Benim derdim o yıldızdan zıyada

Bahca yaptım bir gülünü dörmedim
Bu dünyada bir murada ermedim
Ben eski yarımdan vefa görmedim
Şindi bir yar buldum ondan zıyada

Gelen gözel gözellerin hanımı
Bir bahışla aldı benim canımı
Beyle bir gözele dökem ganımı
Ben yarı severim candan zıyada

Karc’oğlanın yukarıdaki türkülerinin içindeki bazı dörtlüklerine benzetme yapılarak, Arguvan türkülerinde çeşitli yerlerde kullanılmıştır.Örneğin:

KARAC’OĞLAN ARGUVAN (shf )

Eğdirme kaşını bakmam yüzüne Azdırma yüzüğü bahmam yüzüğe
Ben gibi ataşlar düşsün özüne Duydum yalanığı ganmam sözüğe
Yemesem içmesem baksam yüzüne Get sözüğü söyle esgi dostuğa
Şekerden kaymaktan baldan ziyade Adam yar sever mi bir yar üstüne

Karacoğlanın iki ayrı türküde kullandığı ayak da Arguvanda kullanılmıştır.

KARAC’OĞLAN KARAC’OĞLAN

Karacoğlan der ki ne salınırsın Kara bağrım ezdin ne salınırsın
Cevahir pas tutarmı ne silinirsin Cevahir pas tutmaz ne silinirsin
Ey kız gözüme huri görünürsün Baktıkca gözüme has görünürsün
Atan seni sevmez benden ziyade Bugün güzelliğin dünden ziyade

ARGUVAN

AŞŞAĞI MAHLENİN KIŞIMI GELDİ GEÇER BU GÜZELLİK SANA DA KALMAZ
Aşağı mahlanin gışı mı geldi Siviğin ucunda ne salınırsın
Gınalı parmağın beşi mi geldi Sana meyil verdim ne gurulursun
Gurban olam yanıl almam ben sana Aşağı mahlanın sen güzelisin
Yoksa yad ellerin dişi mi değdi Geçer bu güzellik sana da kalmaz

Süğüğün ucunda ne salınırsın
Altın pas mı tutar ne silinirsin
Aşşağı mahlanın sen gözelisin
Meyil verdim diye ne gurulursun

Süğüğün ucunda üşüdüm durdum
Üşümedim gözel belamı buldum
Bir seher vahtdında o yarı gördüm
Seherde açılam gül’e beeziyi

Sivik, süğük deyimleri değişik köylerin ağızlarıdır.

KARAC’OĞLAN
Sabahdan uğradım ben bir güzele Karac’oğlanın bu güzel türküsü
Ağlatmadı güzel güldürdü beni Arguvan’da şöyle söylenmektedir
Ben güzelden bu vefayı ummazdım
Ağ göğsün üstüne kondurdu beni

ARGUVAN BENZETMESİ
Şahin gibi yükseğinden uçarken Sabahdan uğradım ben bir gözele
Keklik gibi engininden geçerken Gözel aalatmadı güldürdü beni
Ab-I kevser ırmağından içerken Ben gözelden bu vefayı ummazdım
Susuz pınarlardan kandırdı beni Ağ göğsün üstüne gondurdu beni

Ben de bir kuş idim geldim ötmeye Gapısının önü bir ufak çayır
Yarin bahçesinde mesken tutmaya Atmış yorganını bir gözel uyur
Göz kaldırdım cemaline bakmaya Dedi deliganlı gel sende buyur
Ak gerdanda benler öldürdü beni Ahlımı aldı da gandırdı beni

Üç güzel de aştı şimdi pınarı Sabahınan gettim goyun gütmeye
Taramış zülfünü vermiş tımarı Yarın bağlarını seyran etmeye
Ak gerdanın altı zemzem pınarı Yönümü çevürdüm dönüp getmeye
Ağzımı verdim de kandırdı beni Sarıldı boynuma döndürdü beni

Karac’oğlan der ki koyun gütmeye
Bozulmuş bağları seyran etmeye
Yönümü döndürdüm, inip gitmeye
Sarıldı boynuma döndürdü beni

Karac’oğlanın bir türküsüyle bir Arguvan türküsü benzemektedir.Şöyle ki:

KARACOĞLAN ARGUVAN TÜRKÜSÜ

Hey ağalar izin verin gideyim Gurban olam sana nasıl gavuşam
Arkam sıra ah çekip de ağlar var Ara yerde yıhılaçca dağlar var
Bir muradım nazlı yare kavuşmak Yol ver garlı dağlar başından aşam
Ara yerde yıkılası dağlar var Yol gözleyip ah adip de ağlar var

Kuru gazel gibi göğe savrulma Çoh aalatma gara gözlü gelini
Acı poyraz gibi esip yorulma Şindi gözlüyüdür gurbet yolunu
Nerde güzel görsen gönül çevirme Çoh öksedim Arguvan’ın elini
Bizim elde cana kıyan beyler var Menekşe gohulu güllü bağlar var

Yeni geldi arap atın sökünü Gadir Mevla özenmiş de yaratmış
Seyir eyle sağa sola bükeni Peşi sıra diyar diyar aratmış
Helal eylen tuz ekmeğin hakkını Saçlarını üç güzele taratmış
Varamıyım beni burda eğler var Beyaz gerdanında çifte benler var

Karac’oğlan der ki kendim övmeyim
Kara taşlar alıp sinem döğmeyim
Güzel sevme derler nasıl sevmeyim
Çatık kaşın arasında benler var.

KARAC’OĞLAN

Nasıl methedeyim şöyle güzeli İnciden mercandan beyaz yanağı
Elinde bergüzar gül ile oynar Meles gömlek koç yiğidin konağı
Alma yanak,kiraz dudak, diş sedef Seher vakti ıssız koma sulağı
Espir ala gözler mil ile oynar Telli yeşil turnam göl ile oynar

Cennete misaldir göğsünün ağı Salavat getirsin cemalin gören
Sineme bastında ataştan dağı Bakışın turna da, sekişin ceren
Korkarım ki yad el bekler bu bağı Uğradığın yeri edersin viran
Bülbül eğlencesi gül ile oynar Bülbül has bahçede gül ile oynar

Karacoğlan der ki kılayım nazar
Bilezik takmağa kolların çözer
Geyinmiş kuşanmış, sallanır gezer
Gümüş kemer ince bel ile oynar

Bu türkünün oynar uyaklı son dizeleri toplanıp bir dörtlük yapılmış:

Çayın ortasında milinen oynar
Dağılmış zilifler yelinen oynar
Kurşuna gedesin zalımın kızı
Beni bırakmış da elinen oynar.

EMRAH KARACOĞLAN

Gel seninnen gidek bağ arasına Kalk dilber gidelim bağ arasına
Öyle gidek gelek yol incinmesin Şakısın bülbüller gül incinmesin
Şirin leblerinden bir buse alak Eser seher yeli zülfün dağıtır
Dudak zahmet çekip dil incinmesin Gerdana dökülen tel incinmesin

Sen beni döndürdün mum sarısına Gözlerin şemidir gün yüzün kamer
Bülbül olan konar gül harasına Seni seven yiğit zekatın umar
Gel seninnen gedek bağ arasına İnce bel üstüne cevahir kemer
Bülbül ürküşmesin gül incinmesin Şöyle bir salın da bel incinmesin

Sefil Emrah der ki gel bir tanışak Bir iyilik et ki çıkasın başa
Gidek tenhalara diyek konuşak Ak gerdanda benler ola tamaşa
Kemer açak ince bele sarışak Aşık maşuk ile sarıp sarmaşa
Öyle sarışak ki bel incinmesin Yorgan zahmet çekip kol incinmesin

Karac’oğlan der ki gel görüşelim
Şöyle bir tenhada gel buluşalım
Kaldır nikabını bir öpüşelim
Dudak zahmet çekip dil incinmesin

Emrah ve Karac’oğlan’ın bu iki benzetmesi Arguvanda değişerek söylenmiştir. Biraz da sansüre uğramıştır. Diğer Karacoğlan türkülerinin değişmesinde de belki bu sorun vardır. Bu türküleri, bu gün bile, her babayiğit çıkıp bir meydanda zor söyler. Arguvan bakalım nasıl söylemiş:

ARGUVAN TÜRKÜSÜ

Yollanah da gözel şeyle yollanah
Usul usul gedek yol incinmesin
Ağır sohbetinen datlı dilinen
Usul usul söyle dil incinmesin

Çiğdem nergis açtı bizim dağlarda
Keklikler ötüşür sarp kayalarda
Usul usul gezek güllü bağlarda
Bülbüller ürkmesin gül incinmesin

KARAC’OĞLAN

Nazlı yardan geldi bana bir name
Eğer doğru ise kırdı belimi
Dediler yarını yad eller almış
Kadir Mevlam ihsan eyle ölümü

Bülbüle söyleyin dalına konsun
Beni yardan eden Allah’tan bulsun
Sabreyle sevdiğim ilkbahar gelsin
Terkedeyim vatanımı ilimi

Ak yarı gördükçe kaynadım coştum
Ak elinden dolu badeler içtim
Kötüler sandı ki ben yardan geçtim
Ölmeyince çekermiyim elimi

Karac’oğlan der ki konmadan göçmem
Her olur olmaza sırrımı açmam
Kötü köprü olsa üstünden geçmem
Taşkın suya uğratırım yolumu

Karac’oğlanın bu güzel türküsü, Arguvanda bu şekliyle söylenmektedir. Ancak, türküyü yarım yamalak öğrenenler bir iki uyumsuz değişiklik yaparak söylemişler; sanki bir Arguvan halk türküsüymüş gibi kendileri benimsemiş, hatta yeni dinleyenlere de benimsetmişlerdir.( TRT kayıtlarında vardır. Kaynak kişi bölümü boştur. Karac’oğlanı nerden bulsun da derlesin! Arguvan’da bu yanlışı yapacak kimse de yok!), Türkü şöyledir:

Duydum nazlı yardan bana bir haber gelmiş
Eğer doğru ise büktü belimi
Duydumki nazlı yari de yad eller almış
Kadir Mevlam nasip eyle ölümü

Dağlar harami harami açma yarami
Dağlar kışımış kışımış yavrum üşümüş
Sabah yıldızı ayırdı bizi dost ikimizi

Bülbüle söylen de dalına konsun
Bizi böyle edenler de Allah’tan bulsun
Sabreyle sevdiğim ilkbahar gelsin
Terkedeyim vatanımı elimi

Arguvan’lı; Ercişli Emrah’ın, Karac’oğlan’ın şiirlerinde böylesi değişiklikleri yaptığı gibi çok sayıda türküsünü de hiç değiştirmeden söyleyegelmiştir. Arguvan türkülerinde, bu iki halk aşığının çok büyük etkileri vardır. Arguvan türkülerinin güzel olmasının nedenlerinden biri de budur.Karac’oğlandan ve Emrahtan alınıp hiç değiştirilmeden söylenen birer türküyle bu konuyu bağlayalım.

KARAC’OĞLAN

Güzel ne güzel olmuşsun Yağlığı yudum arıttım
Görülmeyi görülmeyi Gülün dalında kuruttum
Siyah zilfin halka halka Adığ bilirdim unuttum
Örülmeyi örülmeyi Çağırmayı çağırmayı

Çağır Karac’oğlan çağır
Taş düştüğü yerde ağır
Yiğit sevdiğinden soğur
Sarılmayı sarılmayı

EMRAH

Bir sabah uğradım göl kenarına
Suna beni gördü yüzmeye durdu
Kanadını çaldı suyun yüzüne
Ciğa tellerini düzmeye durdu

Ben gettikce sunam getti ırağa
Yandı kara bağrım döndü fırağa
Hürü tek silkindi çıktı Kırağa
Ala gözlerini süzmeye durdu

İstedim kendimi o göle atam
Elimi uzatıp yavruyu dutam
Bir hayal eyledim sarılıp yatam
Muhannet göğnümü üzmeye durdu

Emrah şahin aldı elden laçini
Yel esdikce bele döker saçını
Arzuhal eyledim visal baçını
İnci dişlerini düzmeye durdu

Bu türkü, geviş havasında, toplu olarak söylenir. Başçı bir dizeyi söyler diğerleri onu tekrar eder. Dizelerin kaç kez tekrar edileceği, o anda yapılan işin durumuna ve topluluğun zevkine kalmıştır.

Araştırma: Hasan Basri Kılıç

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorum Yap

Bu konuya henüz bir yorum yapılmadı.